1.Bölüm:
Yine normal olacağını düşündüğüm bir Pazar sabahına açmıştım gözlerimi…
Sabah uyanmanın verdiği üşüme hissiyle yorganımı üstüme kadar çektim. Tabi bu pekte uzun sürmedi çünkü sesler kulağımı rahat bırakmıyordu.
“Uyan artık Katie, geç kalacağız festivale!”
Emmy’nin sesiyle yatağımda doğruldum. Erken kalkmak bana göre bir şey değildi. O nedenle her zaman Emmy ile Cerelia’ya zorluk çıkarırdım.
“Beni bırakıp gidin! Ben sadece bir yüküm!” diyerek yorganımı kafama kadar çektim. Uyanmak istemiyordum ne yapayım?
“Uf Katie! Yine saçmalıyorsun! Emmy haklı, geç kalacağız!” Cerelia’nın çemkirmesiyle yorganımı kafamdan attım ve yavaşça doğruldum.
“Tamam, kalktım Cerelia!”
Yatağımdan kalkarken homurdanmayı ihmal etmedim. Bu arada kendimi tanıtmadım! Ben Katie, 16 yaşındayım. Aynı zamanda burcum kova. Kahverengi saçlı ve kahverengi gözlüyüm. Kısacası klasik bir kızım.
Ailem beni 1 yaşındayken bu yetimhaneye bırakmış. Ama ben her zaman onların öldüğünü düşünürüm. Kim bırakır ki 1 yaşındaki yavrusunu yetimhaneye?
Neyse, bildiğimiz kadarıyla Emmy ve Cerelia ’da aynı şekilde 1 yaşındayken gelmişler yetimhaneye. Kesin olmasa bile yetimhanedeki çalışanlar bizim aynı zamanlarda yetimhaneye bırakıldığımızı söyleyip dururlar. Sırf o nedenle hep kardeş olduğumuzu düşünürüz.
Emmy; gri gözlü ve siyah saçlı bir kızdır. Cerelia ise sarı saçlı ela gözlüdür. Cerelia koç burcu olduğundan dolayı biraz agresiftir. Ama yine de dünyanın en tatlı insanıdır. Emmy ise çok asildir. Hatta okulumuzda ona asilliğinden ötürü “Prenses” veya “Kraliçe” derler. Aynı zamanda aramızdaki en duygusal kız odur. Evet, o bir balık burcu.
“Festival saatini kaçırırsak seni ellerimle boğacağım Katie!” derken ellerini havaya kaldırmıştı Cerelia. Sanırım sandığımdan da çok seviyordu festivali. Anlaşılan geçen seneden sonra kendine daha güzel bir çiçek çıkmasını istiyordu. Genellikle en güzel çiçekler en baş sıralarda verildiğinden ilk servise yetişmek istiyorlardı.
“Pijamamla mı gideyim?” dediğimde Emmy hemen söze atıldı.
“Bence kırmızı güllü beyaz mini elbiseni giy Katie.”
Dediğim gibi, moda bu kızdan sorulurdu. Demedim değil mi?
“Aynen Emmy, güzel olur.” Emmy’nin moda tavsiyesinden sonra dolabımdan kırmızı güllü beyaz mini elbisemi çıkardım ve hızla giyindim. Bu arada bu elbisenin bir yetimde ne aradığını merak etmişsinizdir. Geçen ay yetimhaneye ünlü elbise tasarımcılarından biri oldukça yüklü bir bağış yaptı. Sonrada bizlerin bedenlerine uygun kıyafetler hediye etti. Adını hatırlamıyorum ama oldukça zengin bir kadın gibiydi.
“Hazırsanız artık çıkalım bayan uyuşuk!” diye alayla konuştu Cerelia.
“Çıkalım kızlar, festival bizi bekliyor!” derken biraz gaza geldiğimi kabul ediyorum. Ne diyebilirim ki? Sonuçta bende hemen gaza gelebilen bir kızım.
“Gaza gelme istersen Katie, çünkü hemen gitmezsek biz festivale değil festival bize girecek!”
Emmy cümlesini bitirdiği an hemen odadan çıktık ve yetimhanenin ön bahçesine kadar koştuk. Festival yerine tam 6 tane servis kalkacaktı. Fakat hepsi kalkmış, son serviste kalkmaya hazırlanıyordu! Şoför abiye beklemesini söyleyerek, pardon yani beklemesini anırarak söyledikten hemen sonra koşarak servisin içine attık kendimizi. Arka koltuk ful boştu. Aynı zamanda tek boş olan yerdi. Oraya oturduk ve sohbet etmeye başladık.
“Festivalde umarım sadece biz olmayız.” diye atıldı Emmy.
“Başka kimleri bekliyorsun Emmy? Justin Bieber ve Selena Gomez’imi?” dedim dalgalı bir biçimde.
“Hahaha, çok komik Katie!” Emmy, gözlerini devirdi ve birkaç saniyeliğine cama baktı, sonra yeniden bana.
“Ama Justin Bieber olsaydı çok güzel olurdu be!” Cerelia cümlesinden sonra derin bir iç çekmişti. Bende “Evet, fena olmazdı doğrusu.” diye ekledim.
Kızlar kendi aralarında sohbete devam ederken bende dışarıyı izlemeye koyuldum. Ardından hayal kurmaya başladım.
Kendimi bildim bileli aşırı bir şekilde hayvanlara düşkün olmuşumdur. Bu sebeple veterinerlik işi hep bana cazip gelir. Fakat notlarımdan ötürü o işi kazanamayacağım ve veterinerliğe veda edeceğimi biliyorum. Ne zaman çalışmaya başlasam kendimi farklı yerlerde görüyordum. Kısacası asla konsantre olamıyordum.
“Hadi Katie, geldik!” diyerek hayal baloncuğumu patlatan Cerelia’ya sinirle baktım.
“Ay tamam Cerelia, anladım!”
Oturduğum yerden kalkıp servisten indim. Kızlarla birlikte “Çiçek Festivali” afişinin olduğu yere kadar yürüdük. Dağınık kahverengi saçlı, kahverengi gözlü, ince ve uzun boylu bir adam her kıza farklı saksılarda farklı çiçekler dağıtıyordu. Bu çiçeklere çok güzel denemezdi. Büyük ihtimal çiçekleri güzelleştirmemiz, ama bunları yaparken kendi hayalimizi kullanmamız istenecekti. Her yıl ki gibi.
“Adam bize doğru geliyor kızlar!” diye fısıldadı Emmy.
Cerelia “Vay canına inanamıyorum sen ciddi misin? Bu nasıl mümkün olabilir değil mi Emmy?” dediğinde kendimi tutamayarak gülmeye başladım.
“Of Cerelia, bir günde laf sokmaya çalışma!” diyerek çemkirdi Emmy.
“Ay be Emmy, sanki ne dedim?”
Bu kızların kavgasından artık usanmıştım. Bazen her şeyi fazla abartabiliyorlardı. Ve bu çok can sıkıcıydı.
“İkinizde susun!” diye bağırmadan edemedim.
Adam elindeki üç çiçeği sırasıyla bize verdi. Şanssızlığım sayesinde bana yine kurtboğan çiçeği denk gelmişti. Bu çiçeği hiç sevmezdim! Ne kokusu nede görüntüsü! Nefret ederdim ya!
“Şansımı seveyim abi ya!” derken dişlerimi sıkıyordum.
“Yine mi kurtboğan çiçeği Katie?” Emmy’nin sorusu karşısında ona döndüm. Onda bir heyecan kırıklığı yok gibiydi.
“Her yıl aynı çiçek Emmy. Başka çiçek gelirse göbek atacağım zaten!”
“Bana da mine çiçeği denk geldi, şansa bak!” derken eliyle hafifçe çiçeği itelemişti Cerelia.
“En azından bana pembe menekşe çıktı. Şansımı çok seviyorum ben ya! Abi çok iyi değil mi bu çiçek? Ben şimdi buna kurdelede takarım. Feci güzelleştiririm bunu!”
“Oha kızım çocuk mu da bu süsleyip püslüyorsun?” diye baktım alayla Emmy’e. Bu saçmalıktı bence yani.
“Ama her yıl böyle yapıyoruz Katie, hatırlatırım!”
“Aynı zamanda geçen yıl kurtboğanını akrilikle boyayan ve sonra üzerine pullar serpen ben değildim.”
“Evet, süsledim. Ama yine de bu festivalin konsepti komple yanlış! İlkbahar festivali koysalardı daha güzel olurdu.” Diyerek fikrimi sundum kızlara.
“Canişkocuğum ilkbahar festivali koysalardı biz yine çiçek süslerdik. İlkbaharın mantığı zaten çiçeklerin çıkması!” Cerelia’nın bu anlatımından sonra kafamda ziller çalmıştı. Biliyorum çok saçma ama benim zihnimde ışık değil ziller var. Ne dedim ben şimdi ya? Neyse boş verin siz beni.
“Kızlar ben ormana gideceğim, siz beni biraz idare edin tamam mı?” diyerek kurtboğanımı kucağıma aldım.
“Saçmalama Katie! Ormanda neler olduğunu bilmiyoruz! Ya karşına domuz adamın kardeşi çıkarsa?” Emmy cümlesini bitirir bitirmez alayla gözlerimi devirdim. Bu kız saçma şeyler kurgulama uzmanıydı.
“Birincisi domuz adam diye bir şey yok! İkincisi domuz adamın kardeşi diye bir şey hele hele yok! Üçüncüsü ise merak etme bana bir şey olmaz. Sadece şuradan bir çiçek alacağım. Artık kurtboğandan sıkıldım!” diyerek kızlara kedi yavrusu bakışlarımı attım. Tabi hemen kandılar salaklar demek isterdim ama öyle bir bakış yok. Aslında var ama onlar kedilere özel. Kedi demişken ben kedilere bayılırım, söylemiş miydim?
“Tamam, sen git. Biz seni idare ederiz.” dedikten sonra Cerelia’ya kocaman sarıldım. Biliyorum çok mantıksız sarılmam. Kim bunun için sarılır ki? Akıllı bir insan teşekkür eder ve el sallayarak gider. Tamam ya sustum.
“Teşekkürler minnoş gözlü unicornum!” Cerelia’ya bazen böyle derdim. Fakat o bunu dememi sevmezdi. Fazla şirin bir tabir olduğunu söyleyip başımın etini yerdi.
“Bir daha bana bunu deme Katie! Yoksa kurtboğanı midene sokar orada yetiştiririm!” diye çemkirince Cerelia’ya bir daha unicorn dememem gerektiğini aklıma kazıdım.
“Hadi git artık Katie! Görevli adam yokluğunu fark etmeden öncede hemen dön!” diye ekledi Emmy.
Bende kafamı aşağı yukarı sallayıp kimseye belli etmeden ağaçtan ağaca yavaş yavaş ilerledim. Festival yerinden biraz uzaklaşınca dümdüz koşmaya başladım. Yeterince uzaklaştığıma karar verince durdum. Nefesimi sakinleştirmeye çalışırken gözüm bir ağacın yanında duran göz kamaştırıcı kırmızı renginde bir çiçeğe kaydı. Bu çiçek o kadar güzeldi ki tarif bile edemezdim.
Adını bile bilmediğim bu çiçeğe doğru yavaşça yürüdüm. O güzeller güzeli çiçeğin yanında durdum ve yanına çömeldim. Parmaklarımı çiçeğin üzerinde gezdirirken arkamda bir ses duydum.
“Onun adı yıldız çiçeği. Çok güzel bir çiçektir. Fakat onu almana izin veremem.”
Hızla arkamı döndüğümde karşımda duran adamı süzdüm. Siyah saçlı yeşil gözlüydü. Boyu benim boyumdan yaklaşık 5 veya 7 santim uzundu. Sonuç olarak oldukça yakışıklı bir çocuktu.
“Sende kimsin?” diyerek ilk sorumu yöneltmiş oldum.
“Asıl sen kimsin?”
Soruma soruyla karşılık verdiği için ondan şimdiden çok ama çok nefret etmiştim. Ne yapayım soruma soruyla karşılık veren insanları sevmezdim.
“Yalnız ilk ben sordum!” diyerek sinirlendiğimi belirtmeye çalıştım.
“Bak küçük kız, şimdi sen şu saksını alıp buradan gidiyorsun! Sonrada beni ve bu çiçeği unutuyorsun! Anladın mı?” bu adama gerçekten çok sinir olmuştum. Ama ben yapacağımı bilirim ona. Kimse benimle böyle konuşamazdı!
Oldukça sakin bir şekilde “Tamam” dedim ve onun yanından yavaşça geçerken kafasına saksımı yapıştırdım. Saksıya ve içindeki kurtboğana yazık olmuştu doğrusu.
Adam acı dolu bir bağırış attıktan sonra anca kendime gelmiştim ve korkmaya başlamıştım. Hangi akılla ben saksı vurmuştum ki kafasına?
Çocuğun kolları kızarınca iyice korkmaya başladım. Yanına çömelip sadece özür diledim. Ben buyum ya galiba. Kendimi hala keşfedemedim. Ne diyorum ben ya? Çocuk burada acıdan ölecek benim dediklerime bak! Bazen içimden konuşup kendimi rahat bırakmıyorum.
“Buradan hemen defolup git!” diye bağırınca çocuktan ürkmüştüm. Ama gidemem hiç kusuruma bakmasın. Ya ölürse? Suç benim olur! Zaten de öyle!
“Olmaz!” diyerek bende ona karşılık verdim. Yüzünü yavaşça bana çevirdiğinde yeşil gözlerinin artık yeşil olmadığını fark ettim. Gözleri, kırmızıydı!
gizli_yazar69